Başlangıç » Osmanlı Devletinde Toplum Yapısı Nasıldır

Osmanlı Devletinde Toplum Yapısı Nasıldır

24 Kasım 2015 Leave a comment

Sponsor Bağlantılar

Osmanlı Devletinde Toplum Yapısı Nasıldır

Osmanlı Devletinde Toplum Yapısı

Osmanlı toplumu sosyal bakımdan yönetenler (askeriler) ve yönetilenler (reaya) olmak üzere ikiye ayrılırdı. Ancak sınıf ayrımı söz konusu değildi. Devlete hizmet karşılığı reayadan askeri sınıfa geçmek mümkündü. Yönetenler (askeri) sınıfı, ilmiye, seyfiye ve kalemiyeden oluşurdu. Yönetilenler (reaya) ise askeri sınıfın dışında kalan köylüler, şehirliler ve konargöçerlerdi. Reayanın, askeri sınıftan tek farkı devlete vergi ödemesiydi.

Osmanlı Devleti kurulduğu yıllarda Osmanlı toplumu genelde Türkmenlerden oluşmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin fetihlerle genişlemeye başlamasıyla etnik yapısı da değişti. Zamanla birçok millet (Rumlar, Sırplar, Bulgarlar, Romanlar, Slavlar, Ermeniler, Arnavutlar, Araplar vb.) Osmanlı toplumu içerisinde yer aldı.

II.Bayezit döneminde İspanya’da Hristiyanların baskı ve işkencelerine maruz kalan Müslüman ve Yahudiler, Kemal Reis tarafından gemilerle Anadolu’ya getirildiler. Böylece Osmanlı Devleti, Müslüman ve Yahudilerin katledilmesini önledi.

Osmanlı Devleti’nde millet sisteminin temeli dini esaslara dayanmaktaydı. Ülkedeki topluluklar Müslüman ve gayrimüslim şeklinde örgütlenmişlerdi. Gayrimüslimler, Hristiyan ve Musevilerdi. Gayrimüslimler Müslüman olmak koşuluyla devlet hizmetine girebilirlerdi. Hatta bunlar arasında sadrazamlığa kadar yükselen birçok devlet adamı vardı. Hristiyanlar, Katolik ve Ortodoks mezhebine mensuplardı. Hristiyan halkın çoğunluğu Ortodoks mezhebindendi. Dini liderlerine ”patrik” denirdi. Ortodoks patriği İstanbul’da otururdu. Özellikle Ermeniler Osmanlı Devleti içerisinde her türlü imkana sahiplerdi. Köylerde yaşayanların toprağı vardı. Şehirdekiler ticaret ve sanatkarlıkla zenginleşmişlerdi.

Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan diğer bir grup ise Yahudiler (Museviler) idi. Özellikle 1492 tarihinde İspanya’da Hristiyanların katliamlarından kurtarılarak getirilen Yahudiler ticaret konusunda oldukça ilerlemişlerdi. Musevilerin Osmanlı Devleti ile ilişkilerini İstanbul’da oturan dini lideri ”hahambaşı” düzenlerdi.

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslim topluluklarından biri de Süryanilerdi. Ortodoks Bizans döneminde çeşitli baskılara maruz kalan Süryaniler, Antakya çevresinden Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne göç ettiler. Anadolu’da Selçuklu Türklerinin egemenliği döneminde Bizans’ın baskı ve zulümlerinden bıkan Süryaniler Selçuklu egemenliğine girdiler. Türkler sayesinde son derece rahat ve huzurlu yaşadılar. Bu yüzden Osmanlının Anadolu’ya hakim olduğu dönemde de rahatça Osmanlı egemenliğini tanıdılar.

Osmanlı topraklarında Süryanilerle birlikte Nasturi ve Keldani kilise toplulukları da bulunmaktaydı. Keldani ve Nasturiler Mardin, Maraş, Van, Siirt, Halep gibi yerlerde dağınık halde yaşarlardı. Devlet bu toplulukların dil ve kültürlerine karışmadı. Bunları çoğu vergi vermez ve askerlik yapmazlardı. Ancak XIX. yüzyıldan itibaren Osmanlı topraklarına göz diken emperyalist devletler, bu toplulukları Osmanlı aleyhine kışkırttılar. Bu yüzden Süryani, Nasturi ve Keldaniler bulundukları bölgelerde zaman zaman ayaklanmalar çıkardılar. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bu topluluklar her Türk vatandaşı gibi kanunlar önünde eşit haklara sahiptirler.

Sponsor Bağlantılar


Arkadaşlarınla Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.