Başlangıç » Ertuğrul Dursun Önkuzu Kimdir

Ertuğrul Dursun Önkuzu Kimdir

22 Kasım 2015 1 Yorum

Sponsor Bağlantılar

Ertuğrul Dursun Önkuzu Kimdir

dursun önkuzu

23 Kasım 1970 yılında Şehadet mertebesine kavuşan Ülkücü Şehit Dursun Önkuzu’nun hayat hikayesi hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır.

Tokat ilinin Zile bölgesinde doğdumuş ve Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda eğitim görmekteydi. Eğitimine devam ederken sol görüşlü komünist kişiler tarafından çeşitli işkencelere maruz kaldıktan sonra ciğerlerine bisiklet pompasıyla hava basılarak Şehit edilmiştir. Bununla da yetinmeyen alçaklar, Önkuzu’yu okulun üçüncü katından aşağıya atmışlardır.

Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun katledilmesi gazetelere şu şekilde yansımıştır:

Yenimahalle Cumhuriyet Savcısı Emin Kilislioğlu, 24 Kasım 1970 Salı günü, Dursun Önkuzu’nun ölümüyle ilgili olarak özetle şu açıklamayı yapar: “Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisi dursun Önkuzu’nun 4. kat penceresinden atıldığı ortaya çıkmıştır. Öğrencinin 11 metre irtifadan düştüğü zemin taştır, kendiliğinden atlamasına veya oradan düşmesine imkan yoktur. Pencereden atılmak suretiyle ölmüştür. Ayrıca, Dursun Önkuzu’nun ölümüyle ilgili bazı öğrenciler nezarete alındı. Olayı yaratanlar, okuldan kaydı silinen solcu öğrenciler olabilir. Bu konunun üzerinde durulmaktadır.” Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun katillerini bulmak için seferber olan Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası ile Birinci Şube ekipleri, şimdiye kadar Akif Atasayan, Ali Kadıoğlu, Adnan Altıparmak, Fikri Ayhan, Sabri Uyar, Erdinç Gündüz adlarındaki öğrencilerin “katil zanlısı” olarak arandığını, İm öğrencilerden Akif Atasayan ile Erdinç Gündüz’ün yakalandığını belirtilir.

Polis selleri Atasayan’ın katil oluğunu ileri sürer ve “durum muhakeme sonundu aydınlığa kavuşacaktır” der ve diğer katil zanlısı öğrencilerin aranmakta olduğunu söyler.

Ertuğrul Dursun Ön-kuzu’nun ölümü ile ilgili olarak Yenimahalle Savcılığında yapılan soruşturma sonunda olaya adı karışan dört öğrencinin tutuklanmasına karar verilir. Öğleden sonra Savcılık, dosyayı Sulh Hâkimliğine verir ve mahkeme tutuklama kararı alır. Mahkeme, hazır bulunan Akif Atasayan’ı tutuklar. Haklarında gıyabi tutuklama kararı verilenler şunlardır: Adnan Altıparmak, Mehmet Ali Kabakoğlu, Sabri Uyar. Otopsi yapılan Dursun Önkuzu’nun raporu, 25 Kasım 1970 Çarşamba günü, açıklanır. Yapılan otopsiye göre, durum kesin olarak ortaya çıkmıştır. Raporda vücuttaki yaraların hem düşmeden, hem de darptan olabileceği, belirtilmiştir.

Dediğimiz gibi, Dursun Önkuzu’nun hayatı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmamaktadır. Fakat ablası Kadriye Önkuzu’nun kaleminden kardeşi hakkında yazdıklarını inceleyelim:

Yıl 1970… Kasım ayının 22. günü… İftar sofrasındayız. Mercimek çorbasını ağabeyimin çok sevdiğini hatırlatıyor, babaannem. Hepimizin gözleri doluyor. Kapı çaldı. Ağabeyimin arkadaşının babası berber Cemal Amca. Babamı istedi.

İndi babam. Sonradan öğrendiğime göre: “Öğrenci olaylarında Dursun yaralanmış, hemen Ankara’ya gidelim” demiş. Tabi radyo ve televizyonlar olaylarda ağabeyimin kaçırılarak işkence sonucu öldürüldüğünü açıklamış. Bizim bir şeyden haberimiz yok. Babam haberleri hiç kaçırmazdı halbuki. Tabi daha 19 haberleri başlamamıştı. Televizyonumuz zaten yok o zamanlar.

Babam hemen gitti Ankara’ya evimize akrabalar, komşular, ülkücü camiadan dostlar dolmaya başladı. Tabi anneme ve bize ağabeyimin yaralı olduğunu söylüyorlardı. Ben ozamanlar orta birinci sınıfta okuyordum. Ablam Amasya Yatılı Öğretmen Okulu birinci sınıfta okuyordu. Benim küçüğüm Zübeyde ise ilkokul ikide.

Ertesi günü ablamı getiriyorlar ülkücü hocaları. Ben hala ağabeyimi yaralı hayal ediyor, ona en iyi şekilde bakar, hemşirelik yaparım biricik ağabeyime diyordum. Heyhat!.. yaradanımıza kavuşalı kaç gün olmuş halbuki. Camilerde selalar kendime gelebildim. Bu mahşeri kalabalığın anlamını ancak o zaman idrak edebildim. İki gün sonra cenazeyi getirdiler ülküdaşlarının acılı, hüzünlü tekbirleri arasında. Zile o tarihe kadar öyle bir kalabalık görmemeişti. Otobüslerle Ankara’dan çevre il ve ilçelerden, köylerden akın akın gelen ülkücüler son yolculuğunda birlikte olmak istemişlerdi Şehit Önkuzu’nun ruhuyla. Kılıçkıran, İmamoğlu, Özmen ve Önkuzu… İşte davanın ilk şehitleri. Bu nasıl bir dava idi, nasıl bir mücadeleydi. Bu birçok kısır düşünceli, egoist, maddeci yöneticilerin dediği gibi sağ sol davası değildi. Bu, Türk – Gayrı Türk savaşıydı. Şuuru, kültürü, ruhu ve gönlü ile Türk olanla, hiçbir şeyi Türk olmayanların, gerçek imanı yüreğinde duymayanların savaşıydı.

Daha ortaokul, lisedeyken ülkücü mücadelenin ön saflarında yer almıştı. Zile kalesinin tam karşısında Ü.O.D açılmıştı. Önceleri birkaç arkadaştılar. Sonra çığ gibi büyüdüler, çoğaldılar. Babam sürekli çok ileri saflarda mücadele ettiğini söyler, mesleğini eline aldıktan sonra ne yaparsan yap derdi. Ailenin tek umudu tek dayanağı oydu. O öylesine imanlı, kararlı ve samimiydi ki o günlerde yapılan haksız düşünce, görüş ve davranışlara asla tahammül edemiyordu.

Birkaç önce Süleyman Özmen Y.Ö Okulu’nda şehit edilmişti. Ağabeyim o olayı bizlere göz yaşları içersinde anlatmıştı. Anneme kan lekeleri olan bir ceketini saklamak üzere yıkamamasını tembih ederek emanet etmişti. “Bu kan Süleyman’ın kanı sakın yıkama, mübarek şehit kanı; yarın Allah’ın huzurunda şahitlik edecek inşallah” demişti. Kendisinin de birkaç ay önce söylediği bu sözden sonra aynı kaderi beklediğini nerden bilsin. Ah canım ağabeyciğim.

O bir ülkü deviydi. Hiçbir çıkar gözetmeksizin. Çok büyük ideallere sahipti. Öylesine inançlıydı ki düşüncelerini gerçekleştirmek için elinden geleni yapardı. Milliyetçi, ülkücü çocuklara, gençlere, kızlara milli manvi değerlerimizi kaybetmemeleri için seminerler düzenlerlerdi. Okul derslerinde başarısız olan talebelere ücretsiz matematik, fen kursları verirdi. Maddi imkanları kısıtlı olduğu halde verilen hediyeleri kabul etmemişti. Onu akrabalarımız, arkadaşları mahcup, utangaç, az ve öz konuşan, konuşunca herkes tarafından dinlenip beğenilen birisi olarak tanırlardı. En büyük idealli büyük bir kütüphaneye sahip olmak ve gençlerin hizmetine sunmaktı. Çok kitap okurdu. Eline geçen parayı kitaba yatırırdı. Yaz tatillerinde çalışıp okul masraflarına katkıda bulunurdu. Judo öğrenmişti. Her sabah jimnastik yapar, titizliği ile ablamı yorardı. Namazlarını düzenli olarak kılar, kılamadığı vakitleri küçük bir deftere not ederdi. O zamanlarda Zile’nin yetiştirdiği çok kültürlü, muhterem bir zat olan müftü Arif Efendi’den ders alırdı. Ağabeyimin yetişmesinde büyük bir payı olmuştu Arif Efendi’nin. Ağabeyim İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesini kazanmış, kayıt yaptırmıştı. Ama o okula komünistler hakim olduğu için Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okuluna geçmişti. Kader işte. Nereye gitsen değişmiyor.

Ağabeyimiz kız olmamıza rağmen bizlerle çok ilgilenir, büyük bir insan gibi her şeyini paylaşırdı. Kitap okuma alışkanlığım onun sayesinde olmuştu. Yaşasaydı kim bilir ne büyük hizmetleri olacaktı. Ama o birçoklarımıza nasip olmayacak şerefli bir ölümle Rabbimize kavuştu. Hem de öyle bir mertebe ki tam on üç kişi insanlık dışı işkenceler yaparak ulaşılamayacak sabrı, tahammülü, Allah yolunda can vermenin lezzetini tattırdılar. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.” (Al-i İmran Suresi,169-170. Ayet).

Ruhları Şad, Mekanları Cennet olsun…

Kadriye Önkuzu

Kaynakça:
http://www.onkuzu.com/ardindan.html

Sponsor Bağlantılar


Arkadaşlarınla Paylaş
  1. Bugün 23 Kasım 2015.. vefatının yıldönümünde kendisini rahmetle anıyoruz. Mekanı cennet olsun. cCc

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.